81 İl Bir Hikaye – Öykü Yollarda

81 İl Bir Hikaye – Öykü Yollarda

ÖYKÜ’NÜN UŞAK MACERASI
(81 İl Bir Hikaye – Öykü Yollarda projesinin Uşak ile ilgili bölümü İnaylı öğretmen Aysel ŞEREF tarafından hazırlanmıştır.)


Manisa’dan Uşak’a yaklaştıkça heyecanım artıyordu. Tarihi, kültürel ve sosyal özellikleri ile nasıl bir yerdi diye düşünürken Uşak Terminali’ne geldik. Aysel Öğretmen’ imle terminalde buluşacaktık. Bizi terminalde bir grup öğrencisiyle ve okul müdürüyle karşıladı. Güler yüzle ve sıcak tavırlarıyla karşılamaları adeta yorgunluğumuzu almıştı.

Arabadan inince Berra, Yağmur, Ela, Burak arkadaşlarımla tanıştım. Hepsi de benim gibi çok heyecanlıydılar. Sonra Aysel Öğretmen’imiz sizleri sürprizler bekliyor dedi ve arabalara binerek onlar önden gittiler, biz arkadan onları takip ettik. Kısa bir süre sonra Uşak’ın girişinde Huzurpark denilen bir yere gittik. Orada bizleri 4/C sınıf öğrencileri ve aileleri karşıladı. Arkadaşlarla tek tek tanıştık. Hepsi de güler yüzleriyle, içten ve samimi davranışlarıyla dikkatimi çekti.

Huzurpark çam ağaçlarıyla kaplı olduğu için yaz günü için oldukça uygun bir yerdi. Adı gibi tam da insana huzur veriyordu. Bu arada erkek öğrenciler “Zeybek” kıyafeti giymişti ve dikkatimi çeken bir başka şey de farklı giyimli davulcuydu. Onu da merak ediyordum çünkü normal davulculardan farklı gözüküyordu.

Huzurpark’taki masalar üzerinde çeşit çeşit kahvaltılıklar dizilmişti. Mehmet ve Deniz arkadaşım bana tek tek yöresel yiyecekleri tanıttı. Tarhana çorbası, döndürme (börek çeşidi) katmer, bükme, peksimetin de çok lezzetli olduğunu söyledi. Kendisinin yemekleri çok sevdiği fiziksel özelliğinden de anlaşılıyordu. Yalnız sabah saatlerinde olduğu için katmer, bükme, peksimetle kahvaltı yaptım.

Kahvaltıdan sonra davulcu çalmaya başladı. Davulcunun adı “Çılgın Erkan”mış. Gerçekten de davulu çılgın çılgın çalıyor ve şovlar yapıyordu. Uzun saçlarıyla ve 6 tane davulu boynuna geçirerek hepsini de ayrı ayrı çalıyor ve muhteşem bir gösteri sergiliyordu. Davulcu Çılgın Erkan’ın Guinness Rekorlar Kitabı’na girdiğini öğrendim. Daha sonra bir grup öğrenci Uşak oyunlarından İslamoğlu’nu oynadılar. Arkadaşım M. Deniz Uşak’ın ayrıca “On yedi benli Şadiye’m”, “Karanfil Oylum Oylum”, “Takmak Hanı” oyunlarının da olduğunu söyledi.

Bu sıcak karşılaşmadan sonra, yemekler yenilip oyunlar oynandıktan sonra arkadaşlarıma veda etme zamanı gelmişti. Aysel Öğretmen’imiz bizi şehir merkezindeki tarihi eserleri olan yerleri gezdirecekti. Şehir merkezine doğru giderken Aysel Öğretmen’imiz Uşak’ın; Banaz, Karahallı, Sivaslı, Ulubey ve Eşme ilçelerinin olduğunu belirtti. Uşak’a “Aşıklar Diyarı” denildiğini ve 6 bin yıldır yerleşim yeri olan Uşak’ın, çeşitli medeniyetleri barındırdığı gizemli bir yer olduğunu öğrendim. Uşak’ın İstiklal Savaşı’mızda önemli bir yeri olduğunu ve Yunan ordusu komutanı General Trikopis’in merkez Göğem köyünde esir alınmış olduğunu ve 1 Eylül 1922’de Uşak işgalden kurtulmuş ve 2 Eylül 1922’de Atatürk ve İsmet İnönü şehre gelerek karargah kurduklarını, General Trikopis’in kılıcını bugün “Atatürk ve Etnografya Müzesi olan evde teslim aldıklarını söyledi. İlk önce “Atatürk ve Etnografya Müzesine” gideceğimizi söyledi.

Müzeyi gezdik. Yunan ordusu komutanı ‘General Trikopis’in’ kılıcının teslim edildiği yer ayrı bir bölümle ayrılmıştı. Atatürk’ün yatak odasını, giydiği kıyafetleri gördük. Silah çeşitleri ve takılar da dikkatimi çekmişti. Oradan ayrılırken o mahallede koruma altına alınan eski Uşak evleri olduğunu gördüm. Daha sonra merkezdeki “Arkeoloji Müzesi’ne” gittik. Müzede balmumu heykelleri, takılar, çoğunluğu altın olan tarihi eserler vardı. Bunlardan en önemlileri de “Karun Hazineleri”ymiş. Bunların arasından denizatı şeklinde olan dikkatimi çekti. Broş halindeydi. M.Ö. 6.yüzyıl Lidya döneminden kalma 450 parçadan oluşan hazine olduğunu öğrendim.

Aysel Öğretmen’ imiz Uşak’ın Karun Hazineleri’ne ev sahipliği yaptığını, Karun’un Lidya’nın son kralı olduğunu, Uşak’ın Lidyalılara, Frigyalılara, Selçuklulara ve birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını anlattı. Paranın kullanılmasıyla ilkler şehrinin UŞAK olduğunu ve “Karun kadar zengin” deyiminin de Uşak’tan çıktığını öğrendim. Türkiye’nin ilk şeker fabrikasının da “Nuri Şeker “ öncülüğünde Uşak’ta kurulmuş olduğunu ve ilk iplik fabrikasının da burada açılmış olduğunu öğrendim. Ayrıca da ilk elektrik kullanımının da Uşak’ta olması beni Uşak’a karşı yeni bilgiler öğrenmemi sağladığı için daha da heyecanlandırıyordu.

Şehir merkezine doğru giderken valiliğin önünde Kurtuluş Savaşı’nı temsil eden “Atatürk Anıtı’nı” gördüm. Bu anıt üç gruptan oluşuyordu. Atlı süvariler, zafer sütununun önünde Atatürk, bilim, sanat yazan kitapları taşıyan genç kız ve erkek bulunuyordu. Bir de Kurtuluş Savaşı’nda desteklerini esirgemeyen kadın figürleri ve mermi yüklü kağnı vardı. Bu meydana önceden Atatürk Heykeli Meydanı deniliyormuş. 15 Temmuz şehitlerinden sonra 15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitleri Meydanı olarak değişmiş.

Müze gezilerinden sonra dört yolda bulunan Şehit Pilot Asteğmen “Mehmet Bozkuş Köprüsü”nden geçerek Ulubey ilçe yolu üzerinde Öğretmen Mahmut Özgöbek İlkokulu’na giderek arabamızı bıraktık. Aysel Öğretmen’imiz bizi kendi arabasıyla okula yakın olan at çiftliğine götürdü. Oradaki atların engelli çocuklara rehabilitasyon amaçlı kullanıldığını söyledi. Küçük atlara da pony denildiğini öğrendim. At çiftliğinin kalabalık olması dikkatimi çekti. Meğer o gün cirit oynanıyormuş. Bu arada cirit oyununun bir ata sporu olduğunu ve Uşak’a has olduğunu öğrendim. Orada bulunan kafede çay ve meyve suyu içtikten sonra Ulubey ilçesine doğru yola koyulduk.

Ulubey, Uşak’a 20 km uzaklıktaymış ve Ulubey’de dünyanın 2. büyük kanyonunun yani “Ulubey Kanyonları”nın olduğunu söyledi. Kanyonun 75 km uzunluğunda ve 170 metre yükseklikte olduğunu söyleyince oldukça heyecanlandım. Aysel Öğretmen’imiz, akarsuların yeri oyması sonucunda meydana gelen dar ve dolambaçlı boğaza “kanyon” denildiğini anlattı. Kanyona vardığımızda cam teras denilen yere çıktık. 170 metre üzerindeydik ve altı boş olduğu için çok korkmuştum. Aysel Öğretmen’ imin güler yüzlü bakışlarıyla korkum çabucak geçti. Ailemle hep birlikte hatıra fotoğrafı çekildik. Böylece kanyon gezimiz de bitmişti. Sıra Ulubey ilçesi Sülümenli Köyü sınırlarında ve Uşak iline 40 km mesafede olan Blaundus Antik Kenti’ndeydi. Sonra da Aysel Öğretmen’imizin köyü olan İnay Köyü’ne gidecektik.

Blaundus Antik Kenti’nde kaleler, tapınaklar, tiyatrolar, stadyumlar ve kaya mezarlıklarını gördük. Uşak’ın gerçekten de çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yaptığı tarihi eserlerden belliydi. Aysel Öğretmen’ imizim köyü olan İnay’a 10 dakikalık bir yolculuktan sonra gelmiştik. İnay istasyonunda tren garını gördük. Köy biraz daha aşağıdaydı. Köyün içine girdiğimizde köy muhtarı bizi karşıladı. Daha önce Aysel Öğretmen’ imiz muhtarla konuşmuş ve geleceğimizi söylemişti. Sıcak bir karşılamadan sonra yorgunluk çayı içtik. Muhtar döndürme, bükme ve peksimet yaptırmış ve çayın yanında ikram etti. Sonra da tarihi mekanları gezdirdi. Kervansarayın eskiden deve ile gelen yolcuların konaklama yeri olduğunu söyledi. Hemen yanında tek gözlü taş köprü ve yedi oluklu çeşme, üçü birarada, bulunuyordu. Muhtar hepsiyle ilgili bilgiler verdi. Selçuklular zamanından kalma tarihi eserler vardı. Köyün yapısı hilal biçiminde ve orta noktada da in (mağara) bulunduğu için “İnay” denilmekte olduğunu anlattı. Kurtuluş Savaşı’nda Yunanlıların burada yaşadıklarını ve “Himmet Çocuk” hikayesini anlattı.

Aysel Öğretmen’imiz bize baba evini gezdirdi. Ev iki katlı tarihi bir yapıttı. Pencereleri kubbe biçiminde yapılmış olduğundan diğer evlerden farklı gözüküyordu. İnay Köyü gezimiz bittikten sonra tekrar Ulubey ilçesi yoluna koyulurken Aysel Öğretmen’imiz Eşme ilçesinin de dokuma kilimlerinin meşhur olduğunu ve her yaz “kilim festivalinin” yapıldığını söyledi. Uşak’ın Taşyaran Vadisi’nin, Kayaağıl Termal tesislerinin ve Banaz Hamamboğazı’nın olduğunu da söyledi. Ulubey döndürmesi(börek çeşidi), köy ekmeği, haşhaş ve susam sürtmelerinin de güzel olduğunu söyledi ve geçerken bunlardan paket yaptırdık. Karahallı ilçesine doğru yola koyulduk.

Aysel Öğretmen’ im Karahallı ilçesinde “Frigyalılar” döneminden kalma tarihi bir köprü olduğunu ve adının da “Clandıras Köprüsü” olduğunu söyledi. Banaz çayı üzerine yaklaşık 2500 yıl önce yapılmış ve toplam uzunluğunun 24 metre olduğunu öğrendim. Clandıras Köprüsü’nün arkasında muhteşem bir şelale vardı. Manzara harikaydı. Burada bulunan park yerlerine oturarak ekmek arası ciğer yedik, ayran içtik. Karahallı’nın ciğeri meşhurmuş. Akşam olmak üzereydi. Uşak’a doğru yola çıktık. Aysel Öğretmen’im mayıs ayında gelseydiniz Sivaslı’nın “çilek festivaline” giderdik dedi. Çileğin Avrupa’ya ihraç edildiğini söyledi. Ayrıca Uşak’ın battaniyesinin de meşhur olduğunu söyledi.

Uşak’ta okula yakın olan Burakların evine gittik. Orada Burak, Ela, Berra, Yağmur, Serpil, Oğuz Kağan, Eser, Anıl, M.Deniz, Neslihan, Gülsün arkadaşlarımız bizi sabırsızlıkla beklemişler. Bu kadar geziden sonra yorulmuştuk. Arkadaşlarımın sıcak karşılaması bütün yorgunluğumuzu gidermişti. Burak ve arkadaşların aileleri akşam yemeği hazırlamışlar. Önce tarhana çorbası içtik. Tarhana çorbası Uşak’a özel yöresel yemeklerdenmiş. Sonra keşkek, tas kapama, alacatene, salata çeşitleri ve son olarak da demir tatlısı yedik. Yemekler gerçekten çok güzeldi. Annemle babam çay içerken ben de arkadaşlarla tombala oynadım. Annem ve babam Burak’ın ailesiyle ve Aysel Öğretmen’imle oldukça kaynaşmıştı. Derken vakit hayli ilerlemişti ve gitme zamanı gelmişti. Babam okuldan arabayı getirdi ve yolculuk başlayacaktı. Arkadaşlarımdan ve Aysel Öğretmenimden ayrılacağım için üzülüyordum ama yeni yerler keşfedeceğim için de bir o kadar heyecanlıydım.

Uşak-Ankara yolu üzerinden giderken Uşak Şeker Fabrikası’nı gördük. Sonra Banaz’a yaklaşırken Göğem Köyü’nden geçtik. Buranın General Trikopis’in esir edildiği yer olduğu aklıma geldi. Uşak’ta daima haberleşeceğim arkadaşlarımın olması düşüncesiyle yolculuğumuza devam ettik.
Hoşçakal Uşak…